16 Ekim 2008 Perşembe
04 Ekim 2008 Cumartesi
13.
Çeşitli insanlardan oluşan kalabalığın doluşmuş olduğu odaya girdi. Kimisi uzun kimisi kısa, bazısı erkek bazısı kadın. Sen de insansın. Cümle kurabiliyorsun. Gir bakalım aralarına. "Aşağıdaki dükkanın sahibini tanıyan var mı?" diye sordu. Önce ani bir cevap bekledi. Gelmedi. Kişiler birbirlerine bakarak düşündüler. Ciddiye alanlar ve ciddiye almayanlar soruyu, hemen gruplaştılar. "Şehir dışına gitti. Bir kaç gün gelmeyecekmiş." dedi kadının biri. Yeni orta yaşlı olmuş, genç sayılabilecek gibiydi kadın. "Ama anahtarı apartman görevlisine vermiş olacak. Siz ona da bir sorun." diye ekledi. Teşekkür ederek çıktı bizimkisi. Kapıyı kapattı. Görevliyi bulmaya yöneldi. Merdivenlerden aşağıya indi. Apartman kapısının yanındaki, apartmanın içindeki, küçücük kulübecikte "Görevli" yazıyordu. İçerde de boş bir sandalye, bir sehpa, bulmacaları çözülürken yarım bırakılmış bir gazete. Bir iki dakika bekle bakalım. Gelecektir belki. Geldi. Bodrum katından yavaşça yukarı çıkıyordu. Merdivenden yükseldi. Önce kafası ve giderek vücudu göründü, bir bütün olarak, yaşlı bir adam halinde kulübeciğin kapısında durdu. "Evet?" dedi iri yarı ihtiyar. Uzun boyluydu. Olduğundan genç görünüyordu. "Kime bakmıştınız?". Tersleyici konuşuyordu. Dur hemen mahzunlaşma. Ters bir adam belli ki. Senle alakası yok. Herkese böyle bu adam. Sıkılmış işte. Sıkılınılmayacak gibi de değil zaten. "Aşağıdaki dükkan. Anahtar size bırakılmş.". "Evet. Şehir dışına gitti. Ben bakıyorum bir kaç gün. Ne istiyorsunuz?". Dükkanı açmanı istiyoruz. Ne olacak başka. "Şey. Ben geçen gün çantamı kaybettim de. Dükkanda unuttuğumu sanıyorum. Acaba bakabilir miyiz?". Adam açtı dükkanın kapısını. Girdiler içeriye. Çanta hatırladığı gibi tezgahın üstünde duruyordu. Dükkan sahibi alıp başka bir yere koymamış. Geleceğini düşünmüş anlaşılan bizimkinin. Bir yere koyup da ortalığın karıştırılmasını istememiş. Unutulan yere bırakmış. Çantasını bulmanın rahatlığıyla keyfi yerine geldi adamımızın. Aldı çantasını. Teşekkür etti ters adama. Birlikte çıktılar dükkandan. Hadi yine iyisin. Buldun çantanı. Dikkatsizliğinin cezasını çekmedin yine. Kaybetseydin de görseydin gününü. Bir sürü kıymetli evrak vardı onda. Daha bilgisayara geçilmemiş evraklar. Patronunun gazabını görseydin de aklın başına gelseydi. Görevliye iyi günler diyerek kaldırımda yürümeye koyuldu. Çok yürüyemedi. Yukarıdan bir ses geldi. Bir kadın sesi. "Girebildiniz mi dükkana?". Bu o kalabalık odadaki kadındı. Pencereden başını uzatmış bizimkine sesleniyordu. "Girdim. Çantamı unutmuştum da. Buldum allahtan". "İyi." dedi kadın. Gülümsedi. "Dikkatsiz adam!" dedi. Ne? Tanışıyor musunuz yoksa?. Yok. E, ne bu samimiyet? Bilmiyorum. "Yukarı gel istersen. Bir kahvemizi iç.". Bence iç. Hoş bir kadın. Fena mı işte. Yahu ne gerek var. Hem çok kalabalıktı orası. Sigara dumanı falan. Dayanamadı, çıktı yukarı adamımız. Böyle hoş insanlardan gelen ani tekliflere dayanamazdı zaten. Bu adam niye çıkıyor senle yukarı? Nerden bileyim? Bir işi vardır belki. Hadi bakalım. Ama dikkat et de yuvarlamasın seni merdivenlerden. Daha neler. Hem sen şimdi biraz sus. İçeri giriyorum. Kapı açıktı. Kadın kapıdaydı. Gülümsüyordu. Davetkardı. "Siz küçük odaya gidin. Orda masanın üstünde." Bu sözler iri kıyım görevliyeydi. İhtiyar başıyla onayladı. Küçük odaya gitti. "Sen hoşgeldin. istediğin yere otur. Ben kahveni hazırlayayım. Nasıl içersin?". "Sütlü.". "Peki. Sen otur. Rahatına bak." Çantasını bulmak için aceleyle gelip dükkanın kapalı olduğunu görünce, hızlıca apartmana girip yukarı çıkmıştı. Görevli kulübesini farketmemiş, üç katlı apartmanın en üst katına çıkmayı tercih etmişti. Sokaktan tepe kat, geniş cepheden cepheye pencereleriyle bir kafe görünümündeydi. Bir tabelası yoktu gerçi. Belki de diğer taraftaydı. Yukarı çıkıp kilitli olmayan kapısını açtığında mekanın kafeye benzemediğini görmüştü. Masalar yoktu. Sadece oturacak yerler vardı. Kalabalık, bolca sigara dumanlıydı. Herhalde bir dernek ya da onun gibi bir şeyin toplama yeri diye düşünmüştü. Şimdiyse iyice içine girmişti. Hatta oturmuş kahvesini bekliyordu. Burası garip bir yer koçum. Dikkatli ol bak. Bence çok normal tipler değil bunlar. Ben sana sus demedim mi? Beni ara sıra rahat bırak. Bak. Evet alıştım sana. Senden kurtuluş olmadığını anladığımdan beri biraz sevmeye de başladım. Ama ara sıra kaybolmasını bil. Biraz kafa dinleyeyim. Hem bence o kadar da garip görünmüyorlar. Evet tuhaf bir havaları var. Ama tehlikeli de değiller. Beni korkutmaya çalışma. Kendine başka eğlence bul. Tamam sen bilirsin. Sustum. Sonra başına bir şey gelince ağlama bana. Kendin kaşındın. Ayrıca evet, benim senden başka eğlencem de yok. N'apalım. "Kimle konuşuyorsun dedi kadın. Kahveyi getirmişti. Ağzımı bile açmadım ben. Kafamda oluyor bütün bunlar. Anlamış olamaz. "Kimseyle." dedi bizimkisi. "Ağzımı bile açmadım.". "Ağzını açtın demedim. Kimle konuşuyorsun dedim.". Neler oluyor biri bana anlatsın lütfen. "Konuştuğunu biliyorum." dedi kadın. Tam bu sırada küçük odanın kapısı açıldı. Görevli kucağında çıplak bir bebekle belirdi. Dönüp "Tamamdır." dedi kadına ve dışarı çıktı. Evet evet. Hemen anlatsın. N'oluyor? "İşte birinden daha kurtuluyoruz. Bana anlat. Sana da yardım edelim. Yorucu olmuyor mu? Sürekli kafanda bir ses. Ne yapsan sana engel olmaya çalışıyor. Seni şüpheye düşürüyor. Doğru dürüst karar bile veremiyorsun. Kararlar alamıyorsun hiç bir konuda. Tamam diyorsun. Şunu yapayım. Pat, ses diyor ki bir daha düşün. Bence kurtulmalısın.". Bizimkisi bütün bu şaşkınlığıyla uğraşırken ağzından ilk olarak dışarı sadece şu cümleyi çıkarabildi. "Bebek ne?". "Onlar.". Sonra devamı geldi. "Onlar kim?". "Kafalarda yaşayan sesler. Bebek olarak çıkıyorlar. Bunun nedenini henüz biz de anlamadık.". "Siz kimsiniz?". "Biz bu işi yapanlarız. Çok karışık değil. Seni de kurtarabiliriz. "Peki bebeklere sonra ne oluyor?". " Ayağa kalk!" dedi kadın emreden bir sesle. Önceki kibar havası ciddileşmişti. "Tam şurda dur.". Odanın ortalarında bir yerdi gösterdiği. Bizimkisi yavaşça kalktı. Yavaşça yürüdü. Yavaşça yavaşladı. Yavaşça durdu. Şaşkın. kararsız, meraklı, korkak ve heyecanlı. İnsanlar kalktılar. Kimisi uzun boylu kimisi kısa, bazısı erkek bazısı kadın. Adamımızın çevresini kuşattılar. Hepsi gülümsüyordu. Hatta bazıları sırıtıyordu. Hep bir ağızdan "Hoşgeldin!" dediler. Yükses sesli, keskin ve net bir hoşgeldin. Hoşgeldinle birlikte sesler giderek boğuklaştı, gözleri karardı adamımızın. Sessiz bir karanlıkta kalakaldı. Duyuları kayboldu. Ne oldu bana? Söylesene. Konuşma demiştin bana hatırlıyorsan. Başına iş geldi işte. Zaten bundan sonra hiç olmayacağım hayatında. Özgürsün artık. Ben böyle olmasını istememiştim. Fikrimi öğrenmeyi beklemediler. Bir anda oldu herşey. Seni seviyorum aslında. Seveceksin tabi. Tek arkadaşınım ben. Diğer kerkez gittiğinde tek kalanım. Sıkıcı birisin. Ondan dayanamıyorlar sana. Ama ben kalıyorum. Bilmiyorum. Ben de seni seviyorum sanırım. Ama buraya kadarmış. Çok üzgünüm. Öfkelenmeyeceğim bir daha sana. Dinleyeceğim. Uyacağım öğütlerine. Çoğu şeyi özünde sana borçluyum. Dinlemiyormuş gibi yapsam da dinliyorum. Dediklerini yapıyorum farkındaysan. Bırakma beni. Dostum çok geç. Alacaklar beni. Çok az kaldı hissediyorum. Dinlemedin işte beni bu sefer. Konuşturmadın ki doğru düzgün. Belliydi fena insanlar oldukları. Bak üşümeye başladım şimdi. Kanlı canlı bir şey olsaydım kanım çekiliyor derdim. Konuşmakta da zorlanmaya başladım. Üşüme gittikçe artıyor. Hissizleşiyorum gittikçe. Uyuşuyor benliğim, zihnim. Dur bir dakika. Hemen pes etme. Bunu yenebiliriz. Durmadan konuşmaya çalış benle. Haydi bunu yapalım. Haydi bir şeyler söyle. Bir şeyler anlat. Şu geçen hafta otobüste gördüğümüz adamdan bahset. Bütün yol gözlerini bana dikmişti hani. Çok gülünç bir yüzü vardı. Senle onu konuşmuştuk durmadan. Adam hakkında komik bir dolu varsayım üretmiştik. Çok gülmüştük hatırlıyor musun? En çok güldüğümüz varsayım da şeydi. Hani sen demiştin. İnternetten göze benzeyen parlak çıkartmalar sipariş etmiş. Onları göz kapaklarına takıp otobüslerde uyuyormuş. Uyuduğu içinde rahatsız edici yapay bakışlarını farketmiyormuş. Hatta adamın biri fena dövmüş onu. Çenesindeki dikiş izi ondan kalmaymış. Adamın bu delice alışkanlığının nedeni de otobüslerde hep uykusunun gelmesiymiş. Ama uyumak istemiyormuş. Daha doğrusu uyur görünmek. Ondan yapıştırıyormuş bunları. Parlak parlak kocaman komik çıkartmalar. Uyur görünmek istememesinin nedeni de tacize uğramaktan korkmasındanmış. Bütün gece gülmüştük buna. Hatırlıyorsun değil mi? Dostum? Konuşsana. Bir ses ver. Gittin mi yoksa? Evet gittin. Seni de kaybettim işte. Hoşçakal. Bebek ağlamasıyla uyandı. Sadece tek bir masa ve tek bir sandalye olan bir odadaydı. Bizimkisi sandalyede oturuyordu. Masada da bir bebek vardı. Bebek durmadan ağlıyordu. Mavi gözlü güzel bir bebekti. Tombiş tombiş ayaklarını sallıyor, ellerini birbirine vuruyor, ağlıyordu. Çok güzeldi.
03 Ekim 2008 Cuma
12.
Bu odada sigara içemezsin. Dışarıya çıkmak zorundasın. Soğuk olabilir. Kesinlikle duman kokutamazsın bu odayı. Ayrıca canının istediği yere oturamazsın. Hayır, yere de oturamazsın. Bunun dışında traşsız gelemezsin. Pasaklı gelemezsin. Sabah dişlerini fırçalamadan gelemezsin. Kahvaltı yapmadan da gelemezsin. Sonra içerde yüksek sesle konuşamazsın. Burnunu kurcalayamazsın. Gaz çıkarıp geğiremzsin. Uyuyamazsın. Şarkı söyleyemezsin. Dalıp gidemezsin. Hatta tiklerini bile içerde yapamazsın.
Dışarısı gerçekten soğuk. Girmeyecek misin? Hava da kararmaya başladı hem. Sen en iyisi gir içeri. Ama içerde böyle bakamazsın. Böyle hızlı hızlı nefes alamazsın.
İçerde plan falan da kuramazsın. Matematik hesabı yapamazsın. İçerde analitik düşünemezsin. Kafanda üç boyutlu şekiller tasarlayamazsın. İçerde her hangi bir analiz yapamazsın. Muhakeme yeteneğini kullanamazsın. Genelleme yapamazsın. Bir konuya sosyolojik ya da psikolojik açıdan bakamazsın. Hiç bir yargı ortaya koyamazsın. Tahmin bile yapamazsın.
Bir an girmeyeceksin sanmış, üzülmüştüm. Hah! Tamam. Buyur, hoşgeldin canım.
Dışarısı gerçekten soğuk. Girmeyecek misin? Hava da kararmaya başladı hem. Sen en iyisi gir içeri. Ama içerde böyle bakamazsın. Böyle hızlı hızlı nefes alamazsın.
İçerde plan falan da kuramazsın. Matematik hesabı yapamazsın. İçerde analitik düşünemezsin. Kafanda üç boyutlu şekiller tasarlayamazsın. İçerde her hangi bir analiz yapamazsın. Muhakeme yeteneğini kullanamazsın. Genelleme yapamazsın. Bir konuya sosyolojik ya da psikolojik açıdan bakamazsın. Hiç bir yargı ortaya koyamazsın. Tahmin bile yapamazsın.
Bir an girmeyeceksin sanmış, üzülmüştüm. Hah! Tamam. Buyur, hoşgeldin canım.
11.
Doğanın tüm güçleri birleşsin, şu çocuğa yardım etsin. Gitti gidiyor. Bir giderse gelmeyecekmiş. Bana öyle dedi. Kıyafetlerini yakacakmış. Kıyafetlerini yak dedi bana. Ağaçlı çimli bir tepenin sonbaharına çıkmış. Aynen böyle dedi. Yağmur dokunmuş vücuduna. Soluk borusunu açmış buhar. Damarlarından yaşam akmış. Canını sıkan kötü anıları ölmüş. Sis varmış tepenin ötesinde. Ötesinde pus varmış. Sonsuzluğun da ötesinde. Tanecikler varmış havada. Parçacıkları suyun. Dönüp durmuşlar cıvıldayarak. Parıldayarak. Yükseldiler azizim dedi. Tanecikler yükseldi. Gördüm dedi. Duydum.
Nasıl oldu, ne zamandan beri vardı? Nasıl bir deliliğe düştü? Nasıl işe gelmez oldu? Niye geceleri uyumadı? Niye televizyonu açmadı? Kitaplarını neden yaktı? Biri bir şey mi dedi? Ayyaşın biri aklını mı çeldi? Saçma sapan bir kitap mı okudu? Bir haftada beş kilo verdi. Boyumu uzadı ne? Çok hızlı konuşuyordu hatırlıyorum. Cümleleri bitirmiyordu. Oysa çok dikkat ederdi. Konuşmaya, konuşmanın kurallarına. Sesi gürleşti. Çok yüksek sesle konuşuyordu. O konuşurken herkez bize bakar oldu. Utanırdım. Uyarırdım. Dinletemedim. Rüyasında annesini görmüş. Annesini genç bir kız olarak. Dans ederken görmüş. Ayakkabıları yokmuş ayaklarında. Tazecikmiş. Dudakları kıpkırmızıymış. Yaşlanıyoruz dedi bana. Eskiyoruz.
İki elma ağacının on elması. Bir parça ekmek. Üç derenin birleştiği toprak. Bir geyik yavrusu. Binlerce kozalak. Müzikli oyuncakların müziksiz parçaları. Kızgın güneşin önünde kendinden emin sakin bulutlar. Yağmur kokan topraklar. Sis taneleri. Sonsuzluğun da ötesindeyim dedi bana gitmeden önceki gece.
Nasıl oldu, ne zamandan beri vardı? Nasıl bir deliliğe düştü? Nasıl işe gelmez oldu? Niye geceleri uyumadı? Niye televizyonu açmadı? Kitaplarını neden yaktı? Biri bir şey mi dedi? Ayyaşın biri aklını mı çeldi? Saçma sapan bir kitap mı okudu? Bir haftada beş kilo verdi. Boyumu uzadı ne? Çok hızlı konuşuyordu hatırlıyorum. Cümleleri bitirmiyordu. Oysa çok dikkat ederdi. Konuşmaya, konuşmanın kurallarına. Sesi gürleşti. Çok yüksek sesle konuşuyordu. O konuşurken herkez bize bakar oldu. Utanırdım. Uyarırdım. Dinletemedim. Rüyasında annesini görmüş. Annesini genç bir kız olarak. Dans ederken görmüş. Ayakkabıları yokmuş ayaklarında. Tazecikmiş. Dudakları kıpkırmızıymış. Yaşlanıyoruz dedi bana. Eskiyoruz.
İki elma ağacının on elması. Bir parça ekmek. Üç derenin birleştiği toprak. Bir geyik yavrusu. Binlerce kozalak. Müzikli oyuncakların müziksiz parçaları. Kızgın güneşin önünde kendinden emin sakin bulutlar. Yağmur kokan topraklar. Sis taneleri. Sonsuzluğun da ötesindeyim dedi bana gitmeden önceki gece.
10.
İki araba. Toplam beş kişi. Kıvrımlı yollar. Tepeler, vadiler. Toz duman. Yakıcı güneş. Eyvah!. Bir şey unuttular. Evden de oldukça uzaktalar. Geri de dönülmez şimdi. Neydi yahu unutulan? Önemli bir şey değil canım. Şu gideceğimiz adama vereceğimiz bir torba üzüm vardı ya. Nolucak şimdi? Yemeyecek üzüm. Yemesin. Ben sevmem zaten üzümü. O sever ama. Nerden biliyoruz? Genelde insanlar sever üzüm. Bilmiyoruz. Tahmin ediyoruz. Kibarlık olsun diye üzüm götürüyoruz. Yemezse toprağa eksin. Üzüm bağı olsun bahçesi. Olsun. Radyoyu açsanıza. Peki. Gez bakalım kanallları. Dur, ne diyor kadın? Spiker o. Üzüm mü dedi? Evet. Üzüm üreticisi köylüler isyan etmiş. Tonla üzümü denize dökmüşler. Tüh! Fiyatlara yansır şimdi. Üzüm fiyatlarına tabi. Ben sevmem zaten üzüm. Bunu demiştim canım. Ben portakal severim. Onuın da mevsimi değil şimdi. Olsaydı da yeseydik. Üzümle portakalla uğraşırken önlerine çıkan koyun sürüsünü geç farkettiler. Öndeki araba bir kaç saniye ile felaketi önledi. Önlenen felaket derken koyunlar için bir felaketi kastediyorum. Çünkü arkadaşlarımızın yolculuğu tatsız bir şekilde sona ermişti. Bu onlar için küçük çapta bir felaketti. Felaketçikte diyebiliriz. Hani yılda bir ya da iki kere olan ve yıl boyunca kimi zaman mizahi bir şekilde, zaman zaman da hüzünlü anlatılan felaketçiklerden. Uzun vadede konunun kahramanlarının hayatında büyük değişikliklere yol açmayacak cinsten. Sözünü ettiğimiz şey bu seferlik bir trafik kazasıydı. Arkadaki araba öndeki arabanın aniden durması üzerine ona arkadan vurdu. Tahmin edebileceğiniz üzere araçlardan birinin kıçı birinin başı hasar gördü. İkisi de çalışmaz duruma geldi. Ahlarla vahlarla kazanın şokunu atlatmaya çalıştılar. Kimsede bir sakatlık olmadığını görünce biraz olsun rahatladılar. Çoban koştu. O da ahlarla vahlarla yardım etmeye yeltendi bunlara. Koyunlarda ahlayıp vahlayacaklardı ama baktılar sürüde herkes sağ, boşverdiler. Konuşmalarına tanıklık ettiğimiz üç gevezenin olduğu değil, diğer iki kafadarın kullandığı arabanın önüne sıçramış parıl parıl küçük taneler görüldü önce. Sonra koyunların onları yemeye başladığı gözlendi. Üzüm oldukları anlaşıldı. Unutulmamıştı. Diğer arabadaydı. Şimdi de koyunlar yiyiyordu. Ben sevmem üzüm müzüm dedi koyunlardan biri. Portakal severim. Onun da mevsimi değil şimdi. Yazık.
9.
Gözleri çukur olmuş adamın odaları bir bir gezmesiyle başlasaydı öykü. Kapılara vursaydı. Bazısını kırıp içeri girseydi. Düşündü, taşındı, yuvarlandı, yuvarlattı. Yuvarladı koca koca şişelere doldurulmuş içecekleri. Ağzı gözü yandı. Burnundan aktı sıvılar. Yeri kirlettiğine yandı. Pişman oldu. Mantosunun eteğiyle yeri sildi çömelip. Güzelce sildi. Baktı kafasını kaldırıp yanındaki boşluğu doldurana. Bir anneyle küçük bir kız gördü. Girsene adam odalardan birine. Nolucak dedi küçük kız. Annesi sus dedi. Ayıp çocuğum. Kızın burnu aktı. Anne elbisesinin eteğiyle sildi ufacık buruncuğunu. Güzelce sildi.
8.
Yaşamaya devam edebilmek için birilerinden yaşamsal öneriler alırım. Onları dikkatle dinler gibi yapar sonra da arkama döner koşmaya başlarım. Koşarken katıla katıla gülerim. Gülerken yanımdan geçen çocukların kafasına vururum. Bazen sert vururum. Düşer çocuk ağlar. O ağlar ben koşarım. Kahkahalarım sokaklarda yankılanır. Pencerelere meraklılar çıkar. Kimisi aşağıya bir şeyler atar. Attıklarını yerim. En çok gazete kağıdını severim. Tadına hayran kalır, üstüne şiirler yazarım. Gider bir köşe başına oturur, tezgahımı kurar, gazete şiirlerimi satmaya başlarım. Alan çirkin kadınlarla sevişirim. Bunun herkesin görebileceği şekilde yapar, izleyiciler arasında tahrik olanları hemen anlar, onları ölümüne pataklarım. Adam dövmekten muazzam bir şekilde yorulurum. En yorgun halimle tekrar koşmaya başlarım. Koşarken iki kolumu açar, başımı gökyüzüne çeviririm. Ağza alınmayacak küfürler ederim. Birden dururum. Gündüzü gece yaparım. Geceleyin sokak lambalarını sökerim. Söktüklerimi kamyonetimin arkasına yükler, gider kentin meydanına yığarım. Sonra gaz döküp yakarım. Alevler yükselir. Ben soyunurum. Bir kalabalık toplanır. Onları kendime aşık ederim. Sarhoş ederim. En çok sendeleyenlerle örgüt kurar, devrimimi yaparım.Ben her gece devrim yaparım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)